bir ihaneti yürüyorum
ağır, aksak
bir muştu beni çağırıyor
korkarım gözlerim şaşı kalacak
ve ele verecek beni gözlerim
ben bunu bakışlarından anlayacağım
senin bakışlarından
onların kendilerini ele veren bakışlarından
ya şaşı geçeceğim bu dünyadan
ya kolum kanadımdan geçeceğim
2 Kasım 2013 Cumartesi
8 Ekim 2013 Salı
oscar
yüzünün gergin oluşu beni kandırmıyor
sessiz kaldıkça uzaktan bir kalabalık duyuluyor
bu tarihlerde gece kendisinden kaçılacak bir şeydir
haydi
ellerini artık rahat bırak
gelin bu kötü oyunculuğunuzu kutlayalım
yüzünüzden düşen parçalar ikramım olsun
muhkem bir bakış süslesin reveransımı
bu sene
oscar bana gelsin
sessiz kaldıkça uzaktan bir kalabalık duyuluyor
bu tarihlerde gece kendisinden kaçılacak bir şeydir
haydi
ellerini artık rahat bırak
gelin bu kötü oyunculuğunuzu kutlayalım
yüzünüzden düşen parçalar ikramım olsun
muhkem bir bakış süslesin reveransımı
bu sene
oscar bana gelsin
19 Eylül 2013 Perşembe
ısrarla anlamıyorum bazen, elimde değil
halbuki ne kadar ortada, ayan beyan
bu denli açıklıkta şaşırıyor insanoğlu
böylesi yanlış her doğruyu götürür
bak avuçlarımda senin kadar nasır yok
sesim kısık
gözlerim şiş değiller
e tutmayan nedir söyler misin bana
ben neden mutlu değilim, ellerim
neden güzel değiller
sıkı bir dünya, çalışkan ve dakik
gece okunmak üzere gündüz yazılanlar
düşmana saplanmak üzere bilenmiş hançerler
koşturmalar okullar samimiyet ve saadetler
gözkapaklarına sıkıştırılmış kürdanlar
ve dost meclislerinde giyilmek üzere çelik yelekler
bütün bunları saatlerce kuşanıyoruz
ben de her gece oturup tekrar açıyorum hesap defterlerini
hala tutmuyor burada bir şeyler
bir şehir yüreğime çöküyor
bir çocuk annesine kaçıyor
beni bu hale koyan nedir?
hangi muhkem yalandır beni bayındır kılan
söyler misiniz
dizim neresinden kırıldı ki düşemiyorum?
elbet ben de herkes gibi
herkesten farklı,
kalkık yakalarım ve mamur çehremle batakhanelerdeyim
"olmaz!" demiştim "bana olmaz!"
bütün adımlarım tamdı oysa
işler yaver giderse bu tartıma girmeyecektim
ama beni de aldılar
Rabbim, lütfun pek ağır geldi
bir de at veremez misin
beni de taşısın?
Senden gelen her şey hoş lakin
lütfun da zor kahrın da
halbuki ne kadar ortada, ayan beyan
bu denli açıklıkta şaşırıyor insanoğlu
böylesi yanlış her doğruyu götürür
bak avuçlarımda senin kadar nasır yok
sesim kısık
gözlerim şiş değiller
e tutmayan nedir söyler misin bana
ben neden mutlu değilim, ellerim
neden güzel değiller
sıkı bir dünya, çalışkan ve dakik
gece okunmak üzere gündüz yazılanlar
düşmana saplanmak üzere bilenmiş hançerler
koşturmalar okullar samimiyet ve saadetler
gözkapaklarına sıkıştırılmış kürdanlar
ve dost meclislerinde giyilmek üzere çelik yelekler
bütün bunları saatlerce kuşanıyoruz
ben de her gece oturup tekrar açıyorum hesap defterlerini
hala tutmuyor burada bir şeyler
bir şehir yüreğime çöküyor
bir çocuk annesine kaçıyor
beni bu hale koyan nedir?
hangi muhkem yalandır beni bayındır kılan
söyler misiniz
dizim neresinden kırıldı ki düşemiyorum?
elbet ben de herkes gibi
herkesten farklı,
kalkık yakalarım ve mamur çehremle batakhanelerdeyim
"olmaz!" demiştim "bana olmaz!"
bütün adımlarım tamdı oysa
işler yaver giderse bu tartıma girmeyecektim
ama beni de aldılar
Rabbim, lütfun pek ağır geldi
bir de at veremez misin
beni de taşısın?
Senden gelen her şey hoş lakin
lütfun da zor kahrın da
14 Ağustos 2013 Çarşamba
iftirak
en verimli dallarımdan budandım
bir taşım suda kimbilir kaç kere üst üste haşlandım
boynu bükülenlerin hesabını kimden sorarlar
zaten boynu bükük gezenlerden mi?
yüzüme çektiğim perdelerle yamadım
handan değilim
yoksa benim de vardı sizinkiler gibi
tekerleri dönmeyen oyuncaklarım
evet, görmez kimseler doğrudur
eğer toprağa gömersen başını
çoğu insan yüzüyle yaşar
ve bu sebeple onu korumalıdır
ben de bilirdim mamur çehreler kuşanmak
çünkü çehre kuşanılan bir şeydir
ve savaşırdım er meydanında
adım yazılırdı büyük harflerle
çehrem işler, ben öğünürdüm
insanlar ikiye
önce kendilerinden ayrılırlar
ve işte iftirak böyle başlar
sen hiç insandan başka hata yapan gördün mü?
kimdir şimdi eşref-i mahlukat
kimdir çokça zalim ve çokça cahil?
4 Ağustos 2013 Pazar
iltica
Onca övgünün ağırlığını taşıyabilen omurgamı korkular tahkim
etmektedir
Biliyorum bunun sizin için bir önemi yok
Ama müstağni değilim
Sadece ticaretten anlarım mesela aldatılsam
fark ederim hemen
başka türlüsünü de bilmem
belki mümkündür ama
rızkın onda dokuzunda gözüm yok
gözünüzde çok şey okuyorum
bilmediğiniz şeyi size nasıl anlatayım?
neye üzüldüğüm konusunda çokça fikir sahibiyiz
ben yanılıyorum.
sizi bilmem, hakkınızda yanılıyorum
belki de bilirim, çünkü yanılıyorum
bunca matematiğe ne gerek vardı
matematik tacirin hilesinden kaçmanın yoludur
karşısında duramadığım iptilalar
merhametin kucağında düşen omzum
bana ölümü hatırlatıyor
acz kadar tatlı bir şey bilmiyorum
29 Temmuz 2013 Pazartesi
otobiyografi
Bir yol yürüdüm
Bir de emanetim vardı teslim edilecek.
kendim
Bundan başka ne ekmek ne de
taş
Ben de geçtiğim her gölgede bir parçamı bıraktım
bu ödenen ya bir diyetti
ya da planlanan bir dönüşün bileti
ya da planlanan bir dönüşün bileti
-ki bu korkunç bir ihanetin altyazısıdır-
Varınca da ilk bunu sordular: “nerde kaldın!”
Kalakaldım; nerde kaldım?
beni ben yapan hangi parçamı hangi durakta bıraktım?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)